Tümata hafta sonu semineri

20-21 Ağustos 2005, Ankara

SEMİNER NOTLARI: 20-21 AĞUSTOS 2005

Sevgili TÜMATA dostları,

Iki günlük hafta sonu seminerimiz her zaman olduğu gibi Yrd. Doç. Oruç Rahmi Güvenç yönetiminde yapılmış olup, bu iki gün süresi içerisinde paylaşılanlar, kısaca da olsa, hatırlatma notları olarak siz değerli TÜMATA dostlarına aşağıda sunulmaktadır;

R. Oruç Güvenç kılkopuz isimli enstrumanı tanıtırken R. Oruç Güvenç ney taksimi r. Oruç ve Yaşar Güvenç, müzik icra ederken Bir belgesel için özel olarak üretilen kaseler isimli enstrumanı icra ederken Seminer sonunda toplu fotoğraf

Birinci gün: 20 Ağustos 2005

"Allah devam eden ibadeti sever". Devam eden ibadette her defasında başka bir gelişme yaşanır, sinir sistemi de tekrarla güçlenir. Seminerlerimizde devam eden ve tekrar edilen ana konular; daha önceki seminerimize de katılan And Dağları bilgesi Chamalu'nun da belirttiği gibi "bazı izler üzerine uzun yıllar gidilirse izler derinleşir" prensibiyle, bu yollardaki izlerin derinleşmesi ve öğrenmemizin güçlenmesi içindir; ifadeleriyle seminerlerimizde tekrar eden konuların da gerekliliği açıklanmıştır.

Müzikterapi çalışmalarımıza Bethoween'in "müzik Allah'ın dilidir" sözü ile başlanmıştır. Müziğin tahrip edici ve tedavi edici olmak üzere iki boyutundan bahsedilmiştir. Günlük yaşamlarımızda 80 desibel ve üzerindeki sesler, müziğin tahrip edici özelliği ile toplumda, reaksiyon kabiliyetlerimizi kaybettirmekte ve işitme kaybına sebep olmaktadır. Ayrıca toplumsal refleksin azalmasına da neden olmaktadır. Bizler birey olarak bu olumsuz özelliklere karşı çıkmakla mükellefiz. Örneğin yüksek sesli çalan müziğin tahrip edici olmasını engellemek için sesini kıstırmak gibi.

Konfüçyus'un "devletlerin karakterini anlamak için onların musikisine bakarız" sözü de sahip olduğumuz müzik değerlerine toplumsal olarak değer vermemiz gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır.

Asıl olarak müziğin tedavi edici yönüyle ilgilendiğimiz için müzikle olan yakın ilişkisinden dolayı bu seminerimizde de akışkanlık konusuna sık sık değinilmiştir. Müziğin yaşamimizdaki etkisi şu şekile anlatılmıştır:

"Yaptığımız müziğin sezgi mekanizmalarını artırdığını görebiliriz. Derine indiğimizde musikinin sözden önce olduğunu görmekteyiz. Musiki hayatın kendisinde vardır. Su, rüzgar, hayvan sesleri gibi..."

Müzikteki akışkanlık bizdeki tıkanıklıkları açıp (damarlarımızdakı kanın doğru biçimde yol almasında, sinirlerin kuvvetlenmesi) cezbe etkisinin yaratılmasında önemli bir yer tutar.

Cezbeye giren insan, beyninin bütüne yönelik deşarj olmayı başaran insandır. Dokuzda birini kullandığımız beyin hücrelerimizin tamamının harekete geçmesi için Insan_ ı Kamil olmak gerekir. Ondan önce ancak insan malzemesi olan bir varlığız.

Akışkanlık, cezbe ve vakum bu yolu açmaktadır. Müzikle akışkanlığı birleştirince emprovize ortaya çıkar. Aynı zamanda akışkanlık, emprovize arttıkça gelişir. Hissettiğini yansıtma aşamasına gelmek, sanatçı olabilmek demek, yani emprovize / doğaçlama yapabilmektir.

Bu açıklamalardan sonra Baksı danslarından ve orada yapılan emprovize müziğin etkilerinden bahisle uygulamalı olarak baksı dansı yapılmıştır.

Eski Orta Asya müzik aletleri, manalarıyla beraber tanıtılmıştır.

Buradan devamla Horasan Kültürüne geçiş yapılarak, Sufizm'in Arabistan'da doğup, Horasan'da ağaç haline geldiği ve Anadolu'da meyve verdiği, Farabi, Ibni Sina, Hoca Ahmet Yesevi ve Ebu Bekir Razi'ye atıfta bulunularak anlatılmıştır.

Sağlık için altı prensip olduğu açıklanmış, bu prensipler ve yapılması gerekenler aşağıdaki şekilde izah edilmiştir.

  1. Nefes alış-veriş
  2. Beslenme
  3. Bedenin hareketi ve sükunu
  4. Ruhun hareketi ve sükunu
  5. Vücuda gerekli olan maddelerin tutulması
  6. Vücuda gerekli olmayan maddelerin atılması.

Üçüncü maddeye riyazet denir. Bizim seminer konumuzu ilgilendiren kısım riyazettir.

Halvetteki eş değer riyazet tasavvufta da vardır ama buradaki hareket manasındadır. Ağır/Orta/Hafif riyazet vardır. Ilık bir mekan, loş ortamda yapılır. Terleyince bırakılır. Toksinler atılmış olur. Çünkü hastalıklar, toksinler vücutta kalınca oluşur. Günümüzde oksitlemeye karşı deoksidan (mineraller, vitaminler...) kullanılması artmıştır. Ömrümüz oksitlenme nedeniyle kısalmaktadır. Oysaki normalde 140 yıl bir insan ömrü olarak hesaplanmıştır.

Yaptığımız danslar, semalar toksinlerin atılmasına yardımcı olduğu gibi, birlik duygusu da vermektedir.

Dans kendini teşhir etmek, ön plana çıkmak amacıyla yapıldığında nefs-i emarenin bir göstergesidir. Ve vücudumuzdan toksinler bu şekildeki danslarla atılamazlar çünkü bu tür danslarda feyz ve manevi taraf yoktur. Bizim kültürümüzde insanı yücelten danslar vardır. Horonlar, semahlar, efelerin dansları...

Namazda da hareket vardır. Birlik sağlanır. Dualite, başın secdeye varmasıyla, kalbin altına inmesiyle tekliğe dönüşür. Kalp tevazuundan dolayı dualiteyi tekliğe taşır. Şeklen taklitle başlayan namaz, manaya ulaşma yolunda tevhide doğru yol aldırır.

Seminerimize pentatonik müzik uygulaması ile renk verilmiştir ve sonrasında akışkanlığa atıfta bulunarak, suyun hayat verici ve hareket oluşturucu etkisi anlatılmıştır. Atom altı parçacıkların sudan oluştuğu keşfi açıklanmıştır.

Müzik terapinin blokları açıcı, üst şuur haline getirici etkisi anlatılarak, belirli makamların çalındığı pasif müzikterapi yapılmıştır. Pasif müzikterapi seansının sonunda hissedilenler hakkında insanlığın yüksek değerlerinin ortak noktalarına geçilmiştir. Tabiatta karşılaşılan değerler, dinler üstü mesajlar alınıp farkındalıkların artması yönünde bilgiler verilmiştir.

Buradan elimizde hazır bir hazine olan Türk-Islam tasavvufuna geçiş yapılmıştır. "Alemlere sığamam ama inanmış kulumun kalbine sığarım" ayeti üzerine kadin ve erkeğin doğru iş yapması hakkında açıklamalar, Kuranı Kerimdeki bu konuyla ilgili diğer ayetlerle açıklanmıştır.

Imanın karşıtı olan şüphedir; bu da endişe, kararsızlık ve acabadır. Bilgi ve duygu noksanlığıdır. Malzemesi tam olan insan şüpheye düşmez.

Müzik terapinin etkisiyle güçlenen ümmün sistemi şüpheyi de ortadan kaldırır. Doğru beslenme de ümmün sistemini güçlendirir,"denilerek şüphenin ortadan kaldırılması bilincinde olmamiz gerekliliği vurgulanmıştır

İkinci gün: 21 Ağustos 2005

Zaman ve an boyutunun çok yönlü olarak anlatıldığı seminerimiz, akışkanlık ve cezbe konularının da bu boyutta ayrıca ele alınmasıyla devam etmiş ve ilk günümüz tasavvuf müziği eşliğinde yapılan sema ile sona ermiştir.

Ikinci gün seminerimize 'çoklukta birlik' ve bu birliğe ulaşmak için yapılması gerekenler konusu ile başlanmıştır. Oldukça derin bir konu olması sebebiyle bir çok yönden ele alınarak açıklamalar yapılmıştır. Günlük yaşamda kullanılan kelimelerden başlayarak kalabalıkta ya da yalnızken yapmamız gerekenlerden bahisle,(içimizde akışkanlığı devam ettirmek konusundan) çile çıkarmak olarak tabir edilen halvet konusuna geçilmiştir. Halvetteki tevhid duygusu ibadetle güçlendirildiğinde zaman ötesine ulaşilabileceği vurgulanmıştır. Ilk günkü seminerimizde de zamansızlık (geçmiş ve geleceğin iç içe olması) konusuna değinildiğinden burada da konu devam etmiştir.

Hz. Mevlana; "bazı günler Allah dostları evinden çıkmaz" demiştir. Bu şu demektir; zamanın bize tahsis edildiği süreçte, nelerin ne şekilde yapılmasına dair tavsiyelerini bilmekte fayda vardır. Buradan hareketle bilimsel olarak astrolojinin önemi ve tasavvufla ilişkisi üzerinde durulmuştur. (Seyehat , ekonomik çalışmalar , manevi zamanlar için belirli zamanlar tavsiye ediliyor bunun farkındalığına varmak konusu).

Nefs mertebeleri konusu anlatılarak ritmlerle şuur değişikliğinin mümkün olabileceği uygulamalı olarak anlatılmıştır. (9/8 lik ritm çalışması)

Vahdeti Vücut konusu; madde ve mananın bir olarak ele alınması gerektiği, anlatılmış, sonuçta bu anlayış yaşar hale gelince "eserde müessiri görme" ye ulaşılacağı izah edilmiştir.

Kalpten göze doğru bakmak, akıl - gönül birliği bu açıklamada yer almış konulardır.

Öfke kontrolü nasıl yapılmalı anlatılarak, edepli insan olmak konusuna geçilmiştir. "Biz onların göğüslerinden öfke ve kini alır, onları cennetimize koyarız" ayeti bu konuyla ilişkilendirilerek detaylı olarak anlatılmıştır. Edepli insanın nezaket sahibi, davranışına dikkat eden ve en önemlisi sorumluluk sahibi insan olması gerektiği vurgulanmış, verilen sözlerin yerine getirilmesinin çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Edepli insan olmayi başaran insanin tevhide ulaşabileceği anlatılmıştır.

Insanlığın yüksek değerlerini oluşturmada yol gösterici olduğuna inandığımız, gönülden gelen sözler dile getirilmiştir. Bunlara örnek olarak:

Akıllı kişi kendini başkalarından üstün görmez; merhamet aşıkın gönlünde tomurcuklanan sevginin habercisidir
Affeden kimse mutlaktan gelenin geleceği kabı hazırlar" verilebilir.

Daha sonra sema çalışmaşına geçilerek seminerimiz tamamlanmıştır.

Bilgilerinize sunar, sağlık ve afiyetler dileriz.
Ankara TÜMATA