su temalı konserler

Müzik, Hareket ve Su Terapisi

Su konserleri hakkında

2009 yılında 5. ulaslararası su forumu İstanbul´da gerçekleşti, insanlığın geleceği için su ile ilgili konular tartışılıp kararlar ve tavsiyeler oluşturuldu.

İnsan vücudunun yüzde yetmişi sudan oluşmakta olup su, sesi havadan sekiz kez hızlı iletmektedir. Türk kültür, bilim ve tarihinde önemli bir yer tutan su konusu birçok folklor, san´at ve bilim konularına malzeme olmuştur.

Çok eski bir Türk geleneği olan müzik ve hareket tedavisinde su sesi önemli bir tarzda kullanılmış ve suyun akıcılığı ile yaşayışın akışkanlığı arasında ilişkiler oluşturulmuştur. Müzikle tedavi amacı ile yapılan şifahanelerde ortada bulunan şadırvanların sesi ile hastalara şifa dağıtılmıştır.

Müzik, hareket ve su terapisi konserinde terapi uygulaması ile birlikte, “Türk Dünyası ve Su” temasını işleyen şarkılar, ilahiler ve danslar buluşmaktadır.

Saygılarımla.
Yard. Doç. Dr. Rahmi Oruç GÜVENÇ

Müzik, hareket ve su terapisi konseri, 23 Mayıs 2009, Ankara

Yer: Eminönü Halk Eğitim Merkezi
Bab-ı Ali Cad. No: 37
Cağaloğlu - İstanbul

Müzik, hareket ve su terapisi konseri, 20 Mart 2009, Ankara

Bu konserde sahneye 2m yüksekliğinde bir su dolabı kurulmuş ve dolap çalışırken Yunus Emre´nin “Benim adım dertli dolap” isimli ilâhisi sema eşliğinde seslendirilmiştir.

Yer:
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi
Müzik Eğitimi Bölümü
Konser Salonu, Beşevler – Ankara

Su hakkında

Su, bilinen tüm hayat biçimleri için gerekli ve vazgeçilmez olan, tatsız ve kokusuz bir maddedir. Canlılık için gereken tüm fiziki olaylar hep suyun özellikleri ile gerçekleşebilmektedir. Bu sebeple biyologlar suya “hayat sıvısı” adını vermişlerdir. Su, küçük miktarlarda, çıplak gözle bakıldığında renksizdir. Dünya üzerinde farklı şekillerde bol miktarda bulunur. Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Dünya´da 1.400 milyon km3 su olduğunu söylemektedir.

Modern dönemde, kainatın yaratılışı üzerine geliştirilen teorilerden biri, varlığın sudan meydana geldiği şeklindedir. Bu iddia, suyun içindeki hidrojen ve oksijenin, tüm varlığın temeli olduğu tezine dayanmaktadır.

İnanılmaz bir tufanın sonucu meydana gelmiş denize, sudan olustuğu için aşığım. Ruhlarımız kadar akışkan, şekilsiz su, yerçekiminden başka hiç bir şeyin tutsagı olmamıştır. Su, bedenimizi butünüyle kucaklayarak bağrına basar, bedenimizin ağırlığından bizi kurtarır. Su, tüm hayatın anası, varlığimızın hassas güvencesidir.
Jacques-Yves Cousteau

Deniz, bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan ve genellikle tuzlu olan su birikintisidir. Terim genellikle okyanus terimi yerine de kullanılır.

Denizler Dünya yüzeyinin % 71´ini kaplamaktadır. Yeryüzünde kapladıkları 1,338 milyar km3 hacimle dünya üzerindeki su varlığının % 96,5´ini oluşturmaktadırlar. Ancak, deniz suyu ortalama % 3,5 oranında tuz içerdiğinden, halen oldukça pahalı olan arıtma yöntemleri uygulanmadan içme suyu olarak kullanılamamaktadır.

Nehir ya da ırmak, genellikle denizlere, göllere ya da bir başka büyük akarsuya dökülen, genişliği ve taşıdığı su miktarı bakımından büyük akarsulara verilen genel isimdir.

Nehirlerdeki suyun temel kaynağı yağışlardır. Yağmur ya da kar yağışı ile yeryüzüne inen su, yüzey akıntıları, yer altı suları biçiminde nehirleri beslerken, buzullar gibi doğal kaynakların erimesiyle oluşan sular da bu kaynaklar arasında sayılabilir.

Göl, karalar üzerinde çeşitli nedenlerle çanaklaşmış alanlarda biriken su kütleleridir. Göllerin genellikle deniz ve okyanuslarla bağlantısı yoktur. Göller, yeryüzündeki tatlı suların %87´sini oluştururken göllerin karalar üzerinde kapladığı alan %2´dir.

Göller, yeraltı ve yerüstü sularıyla beslenmektedir. Göl suları acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilmektedirler. Bu farklılığın sebepleri; iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü, derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.

Dünya üzerindeki suyun %97´si okyanuslarda bulunurken içilebilir su miktarının üçte biri ise kara buzullarında bulunmaktadır, ve geri kalanının nerdeyse tamamı yer altı kaynaklarındadır. Göller içilebilir suyun sadece %0,5´lik bir kısmı içerirken nehir kanallarında bulunan suyun oranı ise bunun yarısı olan %0,025´tir ve bu da dünyadaki toplam su reservinin dört binde birine denk gelmektedir.

Yağış, atmosferdeki su buharının yoğuşarak sıvı veya katı halde yeryüzüne inmesi; plüvyometre adı verilen bir aletle ölçülür. Yıllık yağış miktarı mm, cm ve m olarak, günlük yağış miktarı ise kg/m2 ile ifade edilir. Birçok farklı formda meydana gelebilir. Bunlar yağmur, sağanak yağmur, kar ve sulusepkendir.

Her diri şeyi sudan yarattık.
Enbiya suresi, 30. ayet

Su Kasidesi Fuzûlî´nin meşhur kasidelerinden biridir. Redifi “su” olduğu için bu şekilde adlandırılır. Fuzûlî bu kasidesini Hz. Muhammed´i övmek amacıyla yazmıştır. Kaside üstün bir lirik söyleyiş ve sanatlı anlatımıyla Türk Edebiyatı´nın büyük şairlerinden Fuzûlî´nin bir söz şaheseridir.

Son beyitteki çeşme–i vasl tamlaması bir yandan vuslat (kavuşma) çeşmesi demek olurken, diğer yandan vuslat yüzü veya yüzünün vuslatı anlamlarına da alınabilir. Şair şefaat gününde kendisinin de ümmeti arasında sayılması için yalvarmakta, rahmet nazarının dışında kalmamayı dilemektedir. Üstelik o nazar ile çoktandır özlediği sevgilinin (Hz. Muhammed´in) yüzünü görebilmeyi, hani susuzluktan dudakları çatlayan birinin suyu istemesi gibi istemektedir.

Hayır yapmak isteyenlerin su hayrını tercih ettikleri, çeşme ve sebil yaptırdıkları meşhurdur. Şair, su rahmet olduğu ve hayatın da özünü oluşturduğu için. Hz. Muhammed´in şefaatini de sanki bağrı yanıklar içsin diye su dağıtmak, rahmetini paylaşmak olarak algılamış, bu yüzden kendisini de o hayrın içinde görme umudunu belirtmiştir.

Suyun mizacı soğuk ve rutubetlidir. Harareti giderir, vücudun rutubetini muhafaza eder, eksilen rutubetin yerini doldurur. Alınan gıdaları inceltir ve onların damarların en ince noktalarına kadar ulaşmasını sağlar.

Bilinen tüm maddeler ısıları düştükçe büzüşürler. Bilinen tüm sıvılar da yine ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4 oC´ye) düşene kadar büzüşür, ama sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında “normal” fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.

Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
Hac suresi

Nisan tası: Mevlânâ türbesinin girişinde sol tarafta, set üstünde duran tas. Kazan büyüklüğündeki bu işlemeli tas, Kubbe–i Hadra´nın üstüne yağan yağmurlarla doldurulurdu. Bu suya destar şeritlerinin taylasanları (sarıkların sarkan ucu) batırılır, isteyenlere şifa niyetine dağıtılırdı.

Nisan yağmuru: Güneş kova burcundayken istiridyelerin deniz yüzeyinde kabuklarını nisan yağmurlarına açtıkları, içlerine giren yağmur damlalarının, güneş yengeç burcuna girince inci tanesi haline geldiğine inanılırdı.

Nisan suyu: Nisan ayında yağan ilk yağmurun suyu. Osmanlı sarayında kiler koğuşu görevlileri, şifalı olduğuna inanılan bu suyu toplar ve padişaha sunarlardı. Padişah da kendilerine biner akçe bahşiş verirdi.

Yağmurca: Halk dilinde Alageyik´e (dama dama) verilen ad.

İnsanın yüzde 70´i su. Suyun da duyguları var. Ona kötü şeyler söylediğinizde üzülüyor, iltifat ettiğinizde seviniyor. Yanında dua ettiğinizde güzelleşiyor. Üstelik bunlar suyun yüzüne, fotoğraflara yansıyor!

Bütün bunları nasıl biliyoruz? Japon araştırmacı Dr. Masaru Emoto´nun çektiği fotoğraflardan. Emoto, topladığı su numunelerini dondurup eksi beş derecede fotoğraflarını çekti. İnsan eliyle müdahale edilmemiş suların olağanüstü güzellikte kristaller oluşturduğunu gördü.

Tükürük, çoğunlukla sudan oluşur, ancak içinde mukus, elektrolitler, bazı enzimler ve antibakteriyel bileşikler barındırır. Nişastayı kimyasal olarak parçalayabilen enzimleri içeren tükürük, diş çürümesini önemli ölçüde engeller.

Kaynaklar:

  • vikipedi
  • Tıbb-ı nebevi
  • Kur´an–ı Kerim
  • Meydan Larousse
  • iyibilgi.com